
Son zamanlarda giderek artan bir sıklıkta "Hızlı Gazeteci'nin kitaplarını -internet de dahil- hiç bir yerde bulamadığını ve bu konuda kendisine yardımcı olup olamayacağımı" soran postalar alıyorum. Bu tür isteklere her seferinde "elimden gelen bir şey yok" türünden cevaplar vermek beni üzüyor. Ama sahiden yok.
Bilirsiniz herhalde, kitapları yazarlar-çizerler değil yayınevleri basar. Onlar da -görebildiğim kadarıyla- koltuğunuzun altında proje dosyalarıyla ayaklarına gitmenizi beklerler. Mümkünse, bir de, ortalıkta dolanan, şöhreti kovalayan biri -ya da mühim birinin zevcesi falan- olmanızı.
Parantez'in bastığı kitaplar bitti. (Galiba artık Parantez adında bir yayınevi de kalmadı.) Benimse hiç kimsenin kapısını çalıp "kitabımı basar mısınız" diye sormaya niyetim yok.
Beni anlayacağınızı umuyorum. "Gene de anlayamadım" diyorsanız, idareten şu yazıyı okumanızı öneririm: Bir yiğit bir kitap yazsa, gör başına neler gelir! (Necdet Şen, Derkenar)

Necdet Şen: Zor muhalefetlerin adamı
Alper Görmüş - Yeni Aktüel, 2009
Onun karakterinde birinin, politik mizahımızın "devlet ilericisi" kolaycı haline boyun eğmesi elbette beklenemezdi. Bu mizahı hak ettiği gibi eleştiren birkaç çizerden biri de o. Medyadan

Necdet Şen: "Benzersiz bir sanatçı"
Murat Menteş - Star Pazar, 29 Haziran 2008
Yazıp çizmek benim için hiç bir zaman temelde para kazanma, bir itibar, şan şöhret kazanma gibi dışsal şeylerle ilgili olmadı. Yazmak ve çizmek, hayatla, toplumla aramda kurulan bir asma köprü. Medyadan

Bacı
Engin Ardıç
Viladimir İlyiç o devrimin önüne insanlar dangalak olsun diye düşmedi ki, insanlar insanlıklarını daha iyi yaşayabilsinler, açlık, yoksulluk, umarsızlık, umutsuzluktan, insanın insan olmasını engelleyen bütün rezilliklerden daha doğmadan kurtulmuş olsunlar da günün birinde, şanlarına yakışan işlerle, sanatla, bilimle uğraşabilsinler, bedenlerinin türküsünü rahat rahat, doya doya, akıllarına estiği gibi çağırabilsinler diye düştü. Öyle diyor. Medyadan

Yağma Anadolu'nun Böreği
Necdet Şen
Batık Kent öyküsü gazetede yayınlanırken, bir gece, telefonla arayan tanımadığım biri, "bunları da çizebilirsiniz" diyerek Kekova cıvarında yapılan tarihî eser kaçakçılığıyla ilgili ayrıntılı bilgiler vermişti. Ertesi gün gazetede yazı işleri müdürü olan muhterem kişiye bunları açtığımda, alaycı bir ifadeyle "niyetin gazetenin parasıyla bedava tatil yapmak değil mi?" demiş, tınmamıştı bile. Kitaplar

Gırgır, bir "okul" muydu?
Necdet Şen
Bu haliyle Gırgır türevi dergilerin solculuğu (biraz mübalâğa ile) aşiret törelerine sımsıkı bağlı feodal delikanlıların, kardeş kanı akıtan nevrotik namus takıntısıyla fazlaca benzeşiyor. En ufak farklılıkta kasaturasına davranan bura solcusu/mizahçısı her taşın altında bir "ihanet" ve "iffetsizlik" arıyor. Derkenar
Gazeteci Kürşat Akyol'un Facebook'ta açtığı Hızlı Gazeteci grubuna katılmak için:
http://www.facebook.com/group.php?gid=6185962226
Yergi, aslında hiciv, yani eleştiridir ama eleştirmek her zaman iyi olmayabilir. İlhan Selçuk Cumhuriyet gazetesinin mutlak yöneticisidir. Manita o kadar güzel ki, dibin düşer abi. Kitap yazan adam ile kitap okuyan kadın kitapçı dükkânında buluştu. Modern mahrem sosyolog Nilüfer Göle'nin kitabının adı. Sağcı demek gerici demektir (bakınız ali Püsküllüoğlu'nun Öz Türkçe Sözlüğü). Okul ekol veya mektep, hepsi aynı. Atilla İlhan, Çolpan İlhan, Sadri Alışık, Kerem Alışık...