Uzaktakini babam da hicveder!

Necdet Şen ~ 22 Mayıs 2004

29. kitap: "Beni Böyle Sev Seveceksen"

Hızlı Gazeteci öykülerine 15-20 yıl aradan sonra şöyle bir baştan sona (yani sondan başa) doğru tekrar göz gezdirdiğimde, yazar ve çizer necdet şen'in süreç içinde yaşadığı bazı kararsızlıkları, iniş-çıkışları daha net görebiliyorum.

Örneğin, bu İffet'li öykü, çizgi romanın bildik klişelerini yinelemek yerine, hayatın "basit" gerçeği üzerinde derinleşmeyi denemek bağlamında, Hızlı'nın (ve benim) genel duruşuma daha yakınken, onu izleyen iki yıl boyunca, ara ara bu çizgiden geri adım atma, diziyi yayınlayan gazetenin pek muhterem okur kitlesine biraz daha "alıştıkları türden" çizgi roman yapabilme kaygısına yenik düştüğüm zamanlar olmuş.

Ne yapmışım meselâ? Örneğin hiç görmediğim savaşı, yeraltı dünyasını, sualtı arkeolojisini, hiç umurumda olmayan futbol camiasını, henüz çıkmadığım seyahatleri anlatmayı, okuru eğlendirmeyi, suya sabuna fazla dokunmamayı denemiş, bana sorarsanız o zaman zarfında kendimi yüzeysel olmaya zorlamışım. Okurla uzlaşma çabası mı dersiniz, bezginlik mi, kararsızlık mı; her ne ise, olmuş işte.

Bana sorarsanız, Hızlı Gazeteci'nin aslına rücu etmesi ve o çizgide karar kılması, 1987 Haziran'ında başladığım Bacı ile oldu. "O tarz (sakıncalı) konulara" girmemem konusundaki uyarılara rağmen kafamın dikine gidip, aslında bilinen, en azından sezilen, ama söylenmesi riskli olan bir manzarayı gümbürt diye seriverdim ortaya. Ve bugün bile dinmemiş, hatta daha da artmış bir husumetin odağına yerleştirmiş oldum kendimi. Malum camianın "kara koyun"u oldum. O güne kadar çiğnenmemiş bir yasağı çiğnemiştim çünkü; cemaatimin gizli günahını ifşa etmiştim. Oysa mizahçı dediğin, çalıştığı gazetenin resmî düşmanı kimse, onu küfür yağmuruna tutar. Budur karikatür. Avukatları vardır gazetenin, dava açılırsa savunurlar, beraat edersin, kahraman olursun ucuz yoldan.

Hep değindiğim ama henüz enine boyuna anlatmadığım bir saptamam var memleketimin "gülmece sanatı" ile ilgili: İddia edilenin aksine, son derece idare-î maslahatçı, düzene aborda olmuş, kapıkulu bir mizahçı eliti yaşar bu ülkede. Ama hep bir ağızdan "muhalif" olduklarını yineleyip durdukları için okuru da buna inandırırlar. Bir de ortada "Türk mizahının dünya çapında olduğu" gibi bir şehir efsanesi dolanır ki bunun da bizzat övülenin kendisi tarafından imal edilmiş bir palavra olduğunu yine benden duymuş olun.

Örneğin, size şöyle bir soru sorsam; desem ki: "Mizahçı, korodan biri mi olmalıdır, yoksa uyumun içine eden akortsuz biri mi", ne derdiniz? Hiç bir alışverişinizin olmadığı, olmayacağı kimseleri, yabancıyı, uzaktakini, mağduru hicvetmek mi daha belâlı iştir, yoksa size iş verebilecek, işten kovabilecek, selâmı sabahı kesebilecek olanı mı? Gerçek bir mizahçının ahbabı, kankası, patronu, müttefîki olabilir mi?

Artık çizmediğim için, bunları çizgi roman yoluyla anlatamam. Zaten çizsem de yayınlatacak "mizah" dergisi bulamam. Mizahın "...na koyiim", " ..tüne koyiim" klişelerinde karar kıldığı bir memlekette bu sorulara kıymet veren bulunmaz.

Ve son soru: Sizce bu ülkenin en rahatsız edici karikatüristi kim?

Arka Kapak:

İFFET'İN İPE SAPA GELMEZ DÜŞÜNCE KALIPLARINA KIZMAK MI YOKSA GÜLMEK Mİ GEREKTİĞİNE KARAR VEREMİYORDUM. BİR TEK İFFET MİYDİ BÖYLE 'ALTI KAVAL ÜSTÜ ŞİŞHANE' OLAN? YA BİZLER, BUGÜNKÜ ŞEKLİMİZİ ALIRKEN NELERDEN ETKİLENDİK, HANGİ ROLÜ OYNUYORUZ BU SAHNEDE?

Hızlı Gazeteci, 29. kitap: Beni Böyle Sev Seveceksen, Parantez Yayınevi

Önceki kitap: İffet Nasıl Afet Oldu? >>>

 

 

K i t a p l a r

İnternetten almak için


 Google  
Web   HIZLI Gazeteci