
Necdet Şen ~ 8 Mayıs 2004
28. kitap: İffet Nasıl Afet Oldu?
Şaka maka, 28. kitaba vardık ve 1996'dan 1984'e, hatta 1980'e doğru yaptığımız zaman seyahatinin sonlarına yaklaştık. Bu kitapta başlayacak olan "İffet Nasıl Afet Oldu?" adlı öykümüz, Hızlı Gazeteci'nin günlük basında yayınlanmaya başlayan ilk sergüzeşti. Başlama tarihi de her nasılsa aklımda kalmış; 3 Kasım 1984.
Ama dizi burada bitmiyor tabii ki; "İffet Nasıl Afet Oldu?" neredeyse üç kitaba yayılma istidadı taşıyor. Sırada dizi başlarken bir bölümünü yayınladığımız Değişim Rüzgârı'nın diğer (ağır) bölümü, Hızlı'nın Hey dergisi ve Çizgili Yayınlar'da yayınlanmış olan ilk öyküleri, "Görev Her Şeyden Kutsaldır" ile "Güzellik Yarışması", hatta belki yayınlayıp yayınlamamaya henüz karar veremediğim birkaç eski çizgi öykü daha var. Belli mi olur, bakarsınız daha önce Remzi'den çıkmış olan "Deja Vu" ve "Keloğlan" , hatta Hızlı'dan önce çizdiğim ilk çizgi roman da eklenir bu listeye...
Epeyce "kirli çıkın" bir çizermişiz yani, bu sayede farkına vardık; karıştırdıkça yeni (eski) öyküler çıkıyor çıkından.
Bugün, tam 20 yıl sonra dönüp baktığımda görüyorum ki, İffet'in öyküsünü çizerken, gençliğin verdiği heves ve enerjiyle, her gün inanılmaz büyüklükteki alanlara yorulmadan inci gibi ince ince işlemişim resim kartonlarını. Hatırlıyorum, günde iki-üç saatlik uykularla idare edip ertesi günkü sayfaya başlar, ama işin fiziksel yoruculuğundan çok, herhalde dünyanın en sofu okur/yazar profiline sahip olan o cemaatin akıl almaz sığlıktaki yorumlarına katlanırdım.
Çok zaman sonra öğrendim ki, Hızlı Gazeteci'nin gazetede yayınlanmaya başladığı günlerde, üst kattaki Nazi hayranı patron, genel yayın müdürünü ikide bir odasına çağırıp, "Hasan, kov bu oğlanı" dermiş. Bugün kendisini şükran ve sevgiyle andığım Hasan Cemal ise "bir şans daha verin Nadir bey, ben ona söylerim, öyle şeyler çizmez" diye patronu yatıştırır, beni dizginlemeye çalışırmış.
Sebep? Hikâyedeki sekreterin bacağı, jartiyeri falan görünüyormuş. Böyle seçkin bir gazetede sekreter bacağının ne işi varmış?
Hayır, Diyanet Vakfı'nın resmî bülteninden söz etmiyorum, anlattığım gazete Cumhuriyet gazetesi. Hani şimdi artık her gün "arka sayfa güzeli" fotografı yayınlayan, on yıl kadar önce "bunlar bir gün MHP ile canım-cicim olacaklar" dediğim için herkesin bana "uçuk" gözüyle baktığı, bugün bunun da ötesine geçmiş olan mümtaz gazeteden...
Bu nev-î şahsına münhasır gazete ve onun arkasında saf tutmuş olan pederşâhî/otoriter cemaat, daha sonra Hızlı Gazeteci'yi çok önemsedi, ama hiç bir zaman bir çizgi roman olarak algılamadı. Haklıydılar da. Hızlı Gazeteci, yayınlandığı dönemde (ve bugün) çizgi romanın epey ötesinde, sosyolojik bir barometre işlevi gördü/görüyor. En başta da onların nabzını ölçtü, derin husumetlerine mazhar oldu.
Konunun teferruatını "çizgisiz" bir kitap olarak yazacağım için şimdilik daha derinine inmiyorum.
Hatta belki yazmışımdır bile; akşamdan suya yatırmış, bekletiyorumdur...

GÜNÜN BİRİNDE BÜYÜK BİR YILDIZ OLMAK... İYİ BİR EVLİLİK YAPMAK... SEVİLMEK, ÇOK SEVİLMEK... BELKİ DE HER GENÇ KIZIN DEĞİŞMEZ DÜŞÜDÜR BU, BİRAZ FAZLA YA DA EKSİĞİYLE...
SARAY YAVRUSU GİBİ BİR EVDE, KARA GÖZLÜ, KARA BIYIKLI, SEVMEDE DE DÖVMEDE DE BENZERSİZ VE GÖZALICI OLAN BİR ERKEKLE BİRLİKTE YAŞAMAK... ZAKKO'DAN GİYİNMEK...
İLK GENÇLİĞE ADIMINI ATIP DA, ŞAŞI GÖZLERİNDEN VE ÇOCUK MEZARI GİBİ AYAKLARINDAN UTANMAYA BAŞLADIĞI O YILLARDA, İFFET AYNALARDAN HEP UZAK DURDU...
ANNESİNDEN AĞDA PARASI İSTEMEYE UTANDIĞI İÇİN, YILLAR BOYU CİLDİNİ "JOB"LA, "NACET"LE GÜZELLEŞTİRDİ. VE YILLAR SONRA AFET'İN ZIMPARA GİBİ BACAKLARI BİR SÜRÜ ERKEĞİN ELİNE BATTI...
Hızlı Gazeteci, 28. kitap:İffet Nasıl Afet Oldu?, Parantez Yayınevi
Önceki kitap: Sevdiğiniz Sanatçıların Donlarını Veriyoruz
İnternetten almak için