
Necdet Şen ~ 18 Ocak 2004
25. kitap: Cambıldak Koyu Uygarlıkla Nasıl Tanıştı?
Farkında mısınız, Hızlı Gazeteci dizisi sessiz sedasız 25. kitaba ulaştı. Bir önceki kitapta ikinci yılımızı doldurmuştuk, artık üçüncü yılımızdan gün almış bulunuyoruz. Bu da bu mütevazı çizgi roman karakterinin inzivaya çekildiği onca yıla rağmen unutulmadığının, gelip geçici bir moda olmadığının kanıtı sayılabilir sanıyorum.
Gönül arzu eder ki, bu kitapların çizgi romanın değerinin bilindiği ülkelerdeki gibi yüzbinlere ulaşan okur kitlesinin teveccühüne mazhar olduğunu, baskı sayısı rekorları kırdığını da görelim, içimiz ısınsın.
Gelelim bu kitaptaki serüvene. Hatırlarsanız, "Cambıldak Koyu Uygarlıkla Nasıl Tanıştı?" öyküsüne bir önceki kitapta giriş yapmıştık, bu ay devam ediyoruz.
Bu öyküyü yazıp çizdikten sonra (yanlış hatırlamıyorsam 1987 yazıydı) orasının neresi olduğu ve hakikaten benim mi keşfettiğim konusunda çok sayıda soru aldım. Sanırım bu sorular, Hızlı Gazeteci öykülerinin inandırıcılığından kaynaklanan (benim için mutluluk verici) yanılsamadan dolayı akla geliyor olsa gerek.
Aslında Cambıldak Koyu, Akdeniz ve Ege kıyılarındaki tüm koyları, körfezleri, bakir doğa parçalarını simgeleyen hayal mahsulü bir yer. 60'lı yıllarda başlayıp 80'li yıllarda çılgınlık mertebesine varan "güneyde bir yazlık sahibi olma" furyasına duyduğum tepkiyi anlatmaya çalıştım elden geldiğince.
Bugün de devam eden bu "başkalarından geri kalmama" adına bir yazlık edinip orada çürümeye terketme tutkusunu esefle izliyorum. Bunun için çarçur edilen milli servette mi yansam, o paraları kazanmak için atılan taklalara, harcanan zamana, ihmal edilen insanî ilişkilere mi, o yazlığın içini döşemek için satın alınan ıvır zıvıra mı (daha doğrusu, evdeki "eskiler" yallah oraya, eve de daha pahalı olan yenileri) ve en acıklısı, oranın doğal güzelliğine, yeşil örtüsüne, masmavi denizine tav olduktan sonra gözü dönmüş bir inşaat furyası başlatıp çok kısa sürede o harika doğal ortamı aile kabristanını andıran bir görüntüye, beton yığınına dönüştüren sahip olma hırsına mı, bilemiyorum (buna "nekrofili" diycem, ama dilim varmıyor).
Kısacası, son birkaç onyılda orta sınıfımızı ölümcül bir hastalık gibi sarmış olan bu yazlık ev satın alma görgüsüzlüğü sayesinde artık ne Cambıldak Koyu gibi bakir doğa parçası kaldı ne de keşfedilecek yeni bir belde; elhâk, hepsi keşfedildi ve içine edildi. Hayırlı uğurlu olsun.

SAĞDA SOLDA RASTGELE OLUŞMUŞ ÇÖP ÖBEKLERİ ARASINDA GEZİNİRKEN BU SAHİLE İLK PET ŞİŞEYİ ATAN KİŞİNİN BELKİ DE BEN OLDUĞUMU DÜŞÜNDÜM...
DEĞİŞİMİN İBRESİ BOZULMADAN YANA MEYLEDİYORDU...
ESKİSİ GİBİ OLAN TEK ŞEY HÂLÂ ABDESTHANE OLARAK KULLANILAN KRAL MEZARLARIYDI...
İÇİNE EDİLEN TARİH... MECAZ DEĞİL; BİLFİİL...
DENİZİN YÜZEYİ RENK RENK LÂĞIM VE SİNTİNE ATIKLARIYLA ALACA-BULACA BİR HAL ALMIŞTI... İNSANLAR HER TÜRLÜ PİSLİĞİ "YALLAH" DENİZE BOCA ETMEKTE BİR SAKINCA GÖRMÜYORLARDI HER YERDE OLDUĞU GİBİ...
AMA ASIL ÇÖP YIĞINI DİPTEYDİ... AMFORALAR VE HEYKELLER YERLERİNİ İŞE YARAMAZ BİR SANAYİ SERGİSİNE BIRAKARAK TERK-İ DERYA ETMİŞLERDİ...
YANİ KISACASI, CAMBILDAK KOYU'NDAKİ DOĞAL ORTAM, ÖZELLİKLE DE DENİZ, YAYGIN SÖYLEYİŞLE ES-O-ES VERMEYE BAŞLAMIŞ DURUMDAYDI...
Hızlı Gazeteci, 25. kitap: Cambıldak Koyu Uygarlıkla Nasıl Tanıştı?, Parantez Yayınevi
Önceki kitap: Üzgünüm Leyla >>>
İnternetten almak için