Hakkaten de üzgünüm Leylâ! Sen de üzgün müsün?

Necdet Şen - 5 Ocak 2004

24. kitap: Üzgünüm Leylâ

Bu kitapta yer alan Üzgünüm Leylâ adlı sergüzeşt, Hızlı Gazeteci'nin Cumhuriyet'teki ikinci yılında çizdiğim tamamen üfürme (yani, nasıl deerler, completely fiction) öykülerdendir. Çıkış noktası 1981 yılında İzmir fuarında gezinirken oradaki Lunaparkta gördüğüm balerin şeklindeki dönme dolabın yüzündeki ne anlama geldiğini bir türlü tanımlayamadığım biraz gizemli, biraz salak, ama insanı yakalayan, kendine baktıran gülümsemedir.

Durup, bu plastik ve yağlıboya karışımı şeyin (eeemmm, siz galiba "kitch" diyorsunuz) yüzündeki anlam/anlamsızlık karışımı tebessümü uzun uzun seyretmiş, sonra da bu kitaptaki öyküye giden konuyu kurmaya başlamıştım kafamda. Birkaç yıl sonra da bir Hızlı Gazeteci öyküsüne dönüşmüştü.

Bu öykünün yayınlanışından birkaç ay (belki bir yıl) sonra çekilen şeytanlı-meytanlı bir filmin konusunun da buna benzediğini öğrenince çok ama pek çok şaşırmıştım. Hiç anlam verememiştim doğrusu benzerliğe.

Filmin yönetmeniyle pek içli dışlı olan bir çizer tanıdığa durumu tuhaf bulup bulmadığını sormuştum saf saf, o da "öküz altında buzağı arama hocam, aynı şeyleri onlar da düşünmüş olamaz mı?" diye ağzımın payını vermiş, konu kapanmıştı.

Doğruydu; zaten ortalıkta gezinen bir buzağıyı öküz altında falan aramamalıydım. Böyle uçuk bir öyküyü benimle hemen hemen aynı zamanda bir başka kişinin daha düşünmüş olması niçin tuhaf olsundu ki? Yılların yönetmeni bir çizgi romandan araklanmış öyküyü film diye çekecek kadar enayi (ya da omurgasız) olamazdı herhalde. Birileri boş bulunmuş "şeytan"a uymuş olsa bile, başka birileri uyarırdı "bu öykü daha önce yapıldı" diye.

Uyarmaz mıydı? Mmmmm...

Her neyse, bilemiyorum. Bu saatten sonra bilmesem de olur. Belki filmin senaristi de benimle aynı zamanlarda İzmir fuarını gezmiş, o da aynı balerinaya bakarak böyle bir öyküyü tasarlamıştır. İnsanlar çift yaratılıyorlarmışlar ya, belki o kişi benim ruh ikizimdir. Belki ben yersiz kuruntulara kapılıyorumdur. Türk sinemasının güzide simalarının kısa bir süre önce aynı memlekette yayınlanan ve o memleketin bütün entel-dantel camiasının okuduğu gazetede günbegün tefrika edilen ve çok okunan kıçıkırık bir çizgi romandan konu apartmış olma ihtimali var mıdır? Efendim? Yoktur tabii ki. Olamaz! Zaten görülmez böyle olaylar bizim san'at camiamızda.

O halde?

O halde bu konu burada kapanmıştır. Artık umursamıyorum Leylâ.

(Çizerin notu)

Arka Kapak:

BEN GİDİYORUM... CEVAP VERMİİCEK MİSİN? BİR "GÜLE GÜLE" DEMİİCEK MİSİN? KENDİMİ ÖLDÜRÜCEM BE KADIN, BANA ENGEL OLMİİCAK MISIN? NASIL BU KADAR DUYARSIZ OLABİLİRSİN, HA, SÖYLE NASIL?

YALNIZLIK... SEVGİ İHTİYACI, ŞU BU... BELKİ KİMİLERİ ONU "ÇATLAK, PSİKOPAT, MANYAK" FİLAN BULABİLİRLER, AMA BENCE DEĞİL... BENCE O, YALNIZLIĞIN YARATTIĞI BİRİ...

DİLERİM BİR DAHA HİÇ KİMSE BİR MANKENE, BİR RESME YA DA HAYALE AŞIK OLABİLECEK KADAR YALNIZ VE İLGİSİZ KALMAZ...

Hızlı Gazeteci, 24. kitap: Üzgünüm Leylâ, Parantez Yayınevi

Önceki kitap: Pala İzzet Cinayeti >>>

 

 

Ki t a p l a r

İnternetten almak için


 Google  
Web   HIZLI Gazeteci