
Necdet Şen - 21 Temmuz 2003
19. kitap: Batık Kent
Batık Kent öyküsünü, bir önceki kitapta yer alan Gemi Mezarlığı'ndan bir yıl önce, 1985 yazında Kekova'ya yaptığım yarım günlük ziyaretten sonra çizmiştim. Ola ki oralarda bir hafta falan geçirseymişim, noolurmuş, bilemiyorum.
Şaka bir yana, bu öyküdeki sualtı arkeolojisiyle ilgili bilgilerin hiç birisi işkembeden sallanmamış olup, sahici malumattır. Kaynağı ise benim derin akademik birikimim değil, uzun yıllardan beri Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesi'nin müdürlüğünü yapan ve Türkiye'nin ilk sualtı arkeoloğu olan Oğuz Alpözen'in cömertçe açtığı kişisel belge ve diapozitif arşividir.
Hatta bu bilgilerden, kendi bulduğum bazı kitaplardan ve sığ sulara yaptığım 10 dakikalık dalıştan ilham alarak dalgıçlığın tarihçesiyle ilgili bilimsel bir makale bile yazmış idim aynı gazetenin "İlim Ve Fen" ekinde. Yazıya ve çizdiğim resimlere ödenen telif sadakadan beter olduğu için de yazdığım yazacağım ilk ve son makale olmuştu bu.
Öyküde denk düşürüp kullanmadığım başka ayrıntılar da önermişti sayın Alpözen. Örneğin Hızlı, deniz kestanelerini bıçağıyla yaracak, gelin balıkları kestanenin içindekileri tırtıklamak için toplandığında da bir deniz hıyarını ortasından sıkacak ve hıyarın içinden çıkan kıvamlı yapışkan madde gelin balıklarının hareketsiz bıraktığından hepsini tek tek toplayacaktı, vesaire...
Batık Kent öyküsü gazetede yayınlanırken, bir gece, telefonla arayan tanımadığım biri, "bunları da çizebilirsiniz" diyerek Kekova cıvarında yapılan tarihî eser kaçakçılığıyla ilgili ayrıntılı bilgiler vermişti. Ertesi gün gazetede yazı işleri müdürü olan muhterem kişiye bunları açtığımda, alaycı bir ifadeyle "niyetin gazetenin parasıyla bedava tatil yapmak değil mi?" demiş, tınmamıştı bile. Bendeniz de "eh, memleketimde yapılan tarihi eser talanı akıl-fikir gazetesinin yazı işleri müdürünü ilgilendirmiyorsa çizgi romancıyı neden ilgilendirsin?" diye düşünüp işin ucunu bırakmıştım.
Şimdi artık "hata etmişim" diyorum. Papaza kızıp oruç bozmamalı, konuyu sonuna kadar takip etmeliydim. Ama o zaman da şu sorunun yanıtını bulmam gerekecekti sanırım: "Ben bir çizgi romancı mıyım, yoksa dedektif mi?"

BİRTAKIM İNSANLAR DEFİNE BULMA UMUDU İLE ANITLARI PARÇALAR YA DA BİR AMFORA ÇIKARABİLMEK UĞRUNA BATIK BİR GEMİNİN YOK OLMASINA YOL AÇARKEN...
...BİZLER BUNA SEYİRCİ KALMAKTAN BAŞKA BİR ŞEY YAPMIYORUZ... HER ŞEY GÖZ ÖNÜNDE OLUP BİTİYOR... GİZLİ SAKLI DEĞİL... BELKİ DE DÜNYANIN EN RİSKSİZ AMA EN TATLI KÂR'LI İŞİ TARİHİ ESER SOYGUNCULUĞUDUR...
VE BU ESERLERE SAHİP ÇIKACAK BİR BİLİNÇ TOPLUMUN HER TABAKASINA KÖK SALMADIKÇA DA, NE KADAR DÖVÜNSEN FASAFİSO...
"DEVLET-İ OSMANÎ'DE TAŞ MI YOK?" DİYEN ZİHNİYETİN MİRASÇILARIYIZ ÇÜNKÜ...
Hızlı Gazeteci, 19. kitap: Batık Kent, Parantez Yayınevi
Önceki kitap: Gemi Mezarlığı >>>
İnternetten almak için