Kendisi öykü yazamaz, ama çok güzel ırzına geçer...

Necdet Şen ~ 24 Haziran 2003

18. kitap: Gemi Mezarlığı

Zaman zaman konu bulmakta zorlanan çizer arkadaşlara "bana bir cümle söyle, üzerine hikâye kurayım" dediğim olur. Kendini beğenmişlik işte. Ama diğer yanıyla da gerçek payı yok değil. Örneğin, bu kitaptaki Gemi Mezarlığı öyküsünü, 1996 (ya da 98) yılıydı sanırım, memuriyet nedeniyle İnebolu'da yaşayan abimi ziyaretim sırasında "falanca yerin açıklarında bir batık gemi olduğu söyleniyor" benzeri bir cümleden yola çıkarak yazıp çizmiştim.

Öyküdeki yerel gazeteci Ali Cenap, gerçekte var olan biriydi. Oradaki savcıyı abime, gazetecinin eşini yengeme, Hızlı'nın yol sorduğu çocuğu da o zamanlar minicik bir bızdık olan yeğenime benzetmiştim. Otogardaki "siz arkeolog musunuz?" sorusunu "ben Hasan'ım" diye yanıtlayan sırıtık adamın kim olduğunu bulmak da size kalıyor artık.

On yıl kadar önce ünlü bir sinema yönetmenimiz Hızlı Gazeteci'yi televizyon dizisi yapmak istediğinde, bu öyküyü senaryolaştırmıştı. Sonra ben o senaryoyu alıp (ukalâlığımdan diyelim) yeni baştan yazmıştım. Aslında gerçek neden, "usta" sinemacımızın öyküdeki tüm sinematografik unsurları "çekilmesi zor olur, ya da masraflı olabilir" diyerek makaslamasıydı.

Örneğin, öykünün ilk sayfalarındaki batan tekne bölümü tümüyle atılmıştı. Nedenini sorduğumda şöyle bir yanıt aldım: "O sahneyi çekebilmek için en azından bir minibüs kiralayıp Şile'ye gideceksin. Kim uğraşacak şimdi bununla? Onun yerine kasaba halkı kahvede otursun, 'duydunuz mu, bir tekne batmış, içinde bomba patlamış' falan desin, daha ucuza gelir."

Peki, bu tarz sahneleri yorucu ve masraflı bulan bu ünlü "usta"mız öyküyü ilginçleştirmek için ne yapmıştı dersiniz? Sizi yormadan ben söyleyeyim: Neredeyse her bölüme bir "koyma" sahnesi koymuştu. Ama ne sahneler! Son derece yaratıcı! Hızlı ve kızlar lokantada akşam yemeği yiyor, sonra da otele gidip sevişiyorlardı. Tüm dramatik kurguyu "oğlanla kızın yatmasından ibaret" olarak gören bu yönetmenle çalışmak her nedense kısmet olamadı. Büyük kayıp doğrusu!

Eminim çoğunuz Hızlı'yı dizi yapmak için kapımı defalarca çalan, başlangıçta "öykülerinde tek bir yanlış kamera açısı yok" vb. övgülerle pohpohlarken, sonradan onları kuşa çeviren, itiraz ettiğimde de "sen anlamazsın, dizi işi farklıdır" diyen bu "ulu çınar"ın kim olduğunu anladınız.

Onu çok özlüyorum. Başıma konmuş bir talih kuşuydu, ama kıymetini bilemedim.

Arka Kapak:

Batı Karadeniz kıyısındaki bu ilçe merkezine hem dinlenmek, hem de belki balıkçılarla filan ilgili bir-iki turizm yazısı yazmak için gelmiştim.

Kızıl kahverengine boyanmış ve damları taşla örtülü ahşap evleri, yemyeşil bitki örtüsü, yağmuru ve kibar insanlarıyla insanı sımsıcak sarıveren bir taşra kasabasıydı burası.

Ama sadece bir yaz tatili için geldiğim bu kıyı beldesinde hiç hesapta olmayan şeylerle karşılaşacağımı önceden nasıl tahmin edebilirdim?

Hızlı Gazeteci, 18. kitap: Gemi Mezarlığı, Parantez Yayınevi

Önceki kitap: Tatilcinin El Kitabı >>>

 

 

K i t a p l a r

İnternetten almak için


 Google  
Web   HIZLI Gazeteci