
Necdet Şen
Çünkü o benim için toplumsal hayatla aramda asılı duran ve her an yıkılabilecek olan iğreti bir asma köprüydü. Konuşmanın, gerçekte bir iletişim ve diğer insana ulaşma, içini görme-gösterme yolu değil, çoğu zaman bir tahakküm ilişkisi olarak algılandığı bir toplumsal yaşamda, kendini ifade edememeyi bir yazgı gibi kabullenmek ve boyun eğmek istememiştim.
O nedenle, herkesin zaten kendiliğinden alıp baktığı, derse ve oyuna yeğlediği çizgi romana kaydı elim çocuk aklımla. Okuduğum masallarda "iyiler ödülünü alır" yazıyordu. Dilin Kemiği

Necdet Şen
Bendeniz çizgi romancı eskisine sanatçı falan denebilir mi bilemiyorum, ama ola ki o sıfatla anılan zibidilerden biriysem, size karşı taşıdığım sorumluluğun, hayatımın bana yüklediği ödevin farkındayım ve karşılığında hiç bir ödül beklemiyorum.
O han-hamam tahtırevan-kaftan talep eden bencillik kumkumalarına da ne diyeyim bilemiyorum. Allah gözlerini doyursun. Dilin Kemiği

Necdet Şen
Ortalama okur "noolucak canım, iki dakikada çiziveriyor işte" diye düşündüğü için, yaptığın işi işten bile saymaz, "mesleğim çizerlik" desen, "asıl mesleğin ne?" diye sorar. Patron herkese para dağıtırken, sıra sana gelince eli cebine gitmez. Editör, ne kadar beğense de bulmacanın ve yıldız falının yanına koyar eserlerini. Okur ancak onun siyasi tercihiyle seninkiler benzeşiyorsa ve onun yalanlarını, komplekslerini, çirkinliklerini yüzüne vurmuyorsan, maskelerini indirmiyorsan sever seni; eserlerinin sanat değeri değil, taşıdığı siyasi bildiri belirler alacağın alkışı ya da maruz kalacağın nobranlığı. Dilin Kemiği

Necdet Şen
Madem ki genetik tesadüfler bu evrendeki sonsuz ışığın bir katresini de benim avucuma yükümlülük olarak tutuşturmuştu, emaneti çoğaltarak asıl sahibine, yani hayata ve size geri yansıtmalıydım.
Ama gördüm ki, herkese ait olanı hiç bir karşılık beklemeden ve artırarak yine herkese iade etmek için bile tüketim toplumunun kurallarına göre davranmak, yarışmak, dirseklemek, "konu neydi?" diye soran sekreterlere meram anlatmayı içine sindirebilmek, bir roman yazamayacak editöre roman, bir film çekemeyecek yatırımcıya senaryo, bir şarkı yazamayacak, çalıp söyleyemeyecek yapımcıya şarkı beğendirmek, "sanatçı"dan sayılabilmek için ilk adım olarak pazarlamacılık sınavından geçmek gerekiyormuş. Dilin Kemiği

Necdet Şen
Artık hatamı kabul ediyorum, eşeklik ettim. Rezil herifin teki pişkinliğe verip öykümü bana sorma gereği bile duymadan sinema filmi yaptı ve kendine sinema dünyasında iyi kötü bir yer sağladı. Bense taa 1972 yılından beri içimde taşıdığım sinema tutkusunu, hırsızlara, çapulculara bedava kaynak ola ola bekletip duruyorum. Saçlarıma beyazlar geldi oturdu, ama yine de kırıntılarımla idare edenler köşe olurken, bırakın mal mülk (hiç gözüm yok) en azından insanlara verebileceklerimi verebilme olanağından yoksun, sinema, müzik, çizgi roman, edebiyat ve diğer manevî dağarcığımı paylaşamamanın veçok bilmişler tarafından sık sık "ama yeteneğini pazarlamak zorundasın" diye verilen talkınları dinlememin acısı ve biriken öfkesiyle yaşıyorum. Dilin Kemiği

Necdet Şen
Bireyi kahraman yapanın sıradanlığa yabancılaşması olduğunu düşünürüm. 'Normal' dediğimiz şey, aslında, içinde yaşamakta olduğumuz kültürün iradesine boyun eğen kişinin sıfatıdır; farklı olana ise 'deli, anormal, suçlu' gibi sıfatlar uygun görülür. Bu 'anormal' kişi, başkaldırma cüretini gösterebildiği andan itibaren, 'kahraman' mertebesine giden merdivenin ilk basamağına adımını atar. Efsanesinin büyüklüğü, sırtüstü yıkılana kadar gösterdiği direncin uzunluğuyla orantılıdır (bir çeşit rodeo oyunu gibi yani). Dilin Kemiği

Necdet Şen
Günümüz çizgi romanlarındaki Doğu'ya ait görüntü ve ritüeller Hugo Pratt ya da Milo Manara'da ne kadar sığ ve oryantalist ise, bütün bu kültürel girdiler yabancı çizgi romanlarda ne kadar turistik kartpostal düzeyinde esere yansıyorsa, buralı çizerin ürettiği eserlerde de aynı derecede manzara talan etme, bekâretini pazarlama mantığıyla ele alınıyor. Yani bura çizgi romancısı da kendi coğrafyasına Paris'ten -hatta mümkünse- New York'tan, "Heavy Metal dergisinin editörü bunu beğenir mi?" noktasından bakmaya çabalıyor. O zaman da ortaya çıkan ürün, gönlünde yatan en büyük aslan metropole kapılanmak, zenginin yamacına sığışmak olan küçük vizyonlu bir adamın üretebileceği kadar oluyor. Dilin Kemiği

Necdet Şen
Bu haliyle Gırgır türevi dergilerin solculuğu (biraz mübalâğa ile) aşiret törelerine sımsıkı bağlı feodal delikanlıların, kardeş kanı akıtan nevrotik namus takıntısıyla fazlaca benzeşiyor. En ufak farklılıkta kasaturasına davranan bura solcusu/mizahçısı her taşın altında bir "ihanet" ve "iffetsizlik" arıyor. Öyle olunca da, toplumsal gelişmeler kabilenin töreleriyle uyum sorunundan ibaret bir "mevcut yoklaması"ndan öteye geçemiyor. Dilin Kemiği

Necdet Şen
Bir dergi yöneticisinin emrindeki kullarına biraz zulüm etmesinde ne gibi bir sakınca olabilir ki? Dövmüyordu ya, aşağılıyordu alt tarafı. Parası neyse ödüyordu işte. Hem de öyle az buz değil, cukka paralar ödüyordu. O parayı kaybetmek istemeyen itaatkâr kardeşlerim, öyle gurur, vekar gibi nafile kavramlarla kendilerini yormuyorlardı. Nasıl olsa dışarıdan bilinmiyordu bunlar. Bilenler de zaten, aynı muameleye maruz kalan diğer arkadaşlardı, cümbür cemaat yazılıp çizilip klikleşilip gidiliyordu. Dilin Kemiği

Necdet Şen
Türkiye'nin acilen kendi millî çizgi roman ve çizgi film sektörünü yaratması gerek. Ama Japonya örneğinde olduğu gibi sadece para kazanmayı amaçlayan ve o nedenle Batı'nın tüm şablonlarını daha da vahşice kullanan bir sektör değil, içindeki insanî değerlerle tüm dünyada sarsılmaz bir saygınlığı bugünden başlayarak kuracak bir çizgi roman ve çizgi film akımı Anadolu'dan dünyaya yayılmalı. Türkiye'nin büyük devlet olma iddiası olacaksa, bu iddiasını dünyanın her yerindeki yarının yetişkinlerini kazanarak başlatmalı. Dilin Kemiği

Necdet Şen
En son 7-8 ay önce gördüm onu. Kendine bir bilgisayar ve internet edinmiş. Eski eşi ve şimdiki can dostu Tan Oral "sen görmeyeli necdet bilgisayar kurdu oldu" demiş. Hayatına yeni giren internet konusundaki birkaç sorununu çözmem için yardım istedi. Gittim, pek bir faydam dokunamadı. Ama diğer dostlarıyla birlikte nefis bir balık ziyafeti çekti bize.
Ölmekten çok, kedilerine kimin bakacağı konusunda endişeliydi. Dilin Kemiği

Necdet Şen
Bir daha düşün istersen... Bakışlarını kendi gurbetine -bedenine- çevirmeyi, tüm elektrikli araçların kapalı olduğu boş bir odada ya da bir ağaç altında yirmi otuz dakika kadar sessiz sedasız oturup, kendi soluğunu dinleyerek içindeki gizli bilgiyi, yani "kapalı kapılar ardında olup biteni" hissetmeyi göze alabilir misin? Kafana tıkabasa doldurduğun sıradanlığın buyruklarından, adını "bilinç" koyduğun bu hurafeler silsilesinden, bu konformist zırhından soyunmayı, yapışıp kaldığın şu mercan kitlesinden kopup "tek" olmayı, akıntıyla sürüklenmeyi göze alabilir misin? Dilin Kemiği

Necdet Şen
Ve her yorucu serüvenin sonunda atım Napolyon beni Kulver Kalesi'nin güvenli dost ortamına, sığınağıma götürüyordu. Ana kucağı gibi bir yerdi Kulver Kalesi. Orada Tommiks'i, yani beni, yanağımdan öperek karşılayan Suzi, belki de kimliğimin bebek bedenimde bıraktığım öbür yarısı, kasıklarımda körelmekte olan "öteki" tarafımdı. O nedenle ben, yani Tommiks, sonraki yıllarda da zaman dışı bir dünyanın hünsa çocuk kahramanı olarak yaşayacaktım. Kadınlara karşı duyduğum önlenemez sevişme arzusunun acı meyvalarını hep içimdeki Tommiks'e karşı işlenmiş bir kabahatin bedeli olarak algılayacak ve her seferinde arzularımı kuru mantıktan kılıflarla sarıp sarmalayacaktım. Dilin Kemiği

Necdet Şen
Ve her yorucu serüvenin sonunda atım Napolyon beni Kulver Kalesi'nin güvenli dost ortamına, sığınağıma götürüyordu. Ana kucağı gibi bir yerdi Kulver Kalesi. Orada Tommiks'i, yani beni, yanağımdan öperek karşılayan Suzi, belki de kimliğimin bebek bedenimde bıraktığım öbür yarısı, kasıklarımda körelmekte olan "öteki" tarafımdı. O nedenle ben, yani Tommiks, sonraki yıllarda da zaman dışı bir dünyanın hünsa çocuk kahramanı olarak yaşayacaktım. Kadınlara karşı duyduğum önlenemez sevişme arzusunun acı meyvalarını hep içimdeki Tommiks'e karşı işlenmiş bir kabahatin bedeli olarak algılayacak ve her seferinde arzularımı kuru mantıktan kılıflarla sarıp sarmalayacaktım. Dilin Kemiği

Necdet Şen
Ve her yorucu serüvenin sonunda atım Napolyon beni Kulver Kalesi'nin güvenli dost ortamına, sığınağıma götürüyordu. Ana kucağı gibi bir yerdi Kulver Kalesi. Orada Tommiks'i, yani beni, yanağımdan öperek karşılayan Suzi, belki de kimliğimin bebek bedenimde bıraktığım öbür yarısı, kasıklarımda körelmekte olan "öteki" tarafımdı. O nedenle ben, yani Tommiks, sonraki yıllarda da zaman dışı bir dünyanın hünsa çocuk kahramanı olarak yaşayacaktım. Kadınlara karşı duyduğum önlenemez sevişme arzusunun acı meyvalarını hep içimdeki Tommiks'e karşı işlenmiş bir kabahatin bedeli olarak algılayacak ve her seferinde arzularımı kuru mantıktan kılıflarla sarıp sarmalayacaktım. Dilin Kemiği

Necdet Şen
Ve her yorucu serüvenin sonunda atım Napolyon beni Kulver Kalesi'nin güvenli dost ortamına, sığınağıma götürüyordu. Ana kucağı gibi bir yerdi Kulver Kalesi. Orada Tommiks'i, yani beni, yanağımdan öperek karşılayan Suzi, belki de kimliğimin bebek bedenimde bıraktığım öbür yarısı, kasıklarımda körelmekte olan "öteki" tarafımdı. O nedenle ben, yani Tommiks, sonraki yıllarda da zaman dışı bir dünyanın hünsa çocuk kahramanı olarak yaşayacaktım. Kadınlara karşı duyduğum önlenemez sevişme arzusunun acı meyvalarını hep içimdeki Tommiks'e karşı işlenmiş bir kabahatin bedeli olarak algılayacak ve her seferinde arzularımı kuru mantıktan kılıflarla sarıp sarmalayacaktım. Dilin Kemiği
