
Hiç bir erdem ya da hiç bir yergi, bir kuşağı topluca kapsayacak doğrulukta olamıyor; insan sayısı kadar öykü var 80 öncesine ve sonrasına dair. Sanırım bir tek şu saptama şaşmaz bir kesinlik taşıyor: Çok sayıda genç insan ve onların yakınları "kerim devlet"ten unutulması imkânsız zulümler gördü. Protestonun her türlüsünün terör olarak algılandığı koyu bir faşizm döneminden geçti Türkiye. Tiranlar halkın adaletinden korunmak için, faşizme anayasa yazdılar.
İşte bu çizgi roman, o kıyımın sol taraftaki yansımasını iddiasızca resmetmeye çabalıyor. Kitaplar

Yalçın Pekşen
Gırgır'daki köşesinde "çiçeği burnundakiler " diye elinden tuttuklarından bazıları gerçekten karikatürist oldular, onları şimdi çeşitli gazete ve dergilerde zevkle izliyoruz.
Bazıları da "burunlarındaki çiçeklerden" kurtuldukları halde, zerzevat olmaktan kurtulamadılar.
Şimdilerde karikatürün "çizgi ile mizah" olduğunu unutup, köşelerinde kenar mahalle dilberlerini etkilemeye yönelik, oradan buradan aşırma felsefe kırıntılarına, ayıp olmasın diye, bir-iki çizgi ekleyenler işte bunlar. Oğuz Aral'ın dönüşü ile karikatürün, çizgi ile mizah olduğunu yeniden anımsayacağımız için seviniyorum. Medyadan

Necdet Şen
Bir daha düşün istersen... Bakışlarını kendi gurbetine -bedenine- çevirmeyi, tüm elektrikli araçların kapalı olduğu boş bir odada ya da bir ağaç altında yirmi otuz dakika kadar sessiz sedasız oturup, kendi soluğunu dinleyerek içindeki gizli bilgiyi, yani "kapalı kapılar ardında olup biteni" hissetmeyi göze alabilir misin? Kafana tıkabasa doldurduğun sıradanlığın buyruklarından, adını "bilinç" koyduğun bu hurafeler silsilesinden, bu konformist zırhından soyunmayı, yapışıp kaldığın şu mercan kitlesinden kopup "tek" olmayı, akıntıyla sürüklenmeyi göze alabilir misin? Dilin Kemiği
